Programsız MSN (MEEBO)

Posted in MSN on Temmuz 19, 2008 by bgirlgozz

programsız msn : meebo

Teknolojinin gelişmesiyle beraber msn messenger artık hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yer aldı. Msn kullanımı gitgide yaygınlaşmakta. Bunun doğal sonucu olarak da bazı işyerleri ve okullarda msn kullanımı yasaklanmaktadır. Bu gibi durumlarda msn’e girmek için web messenger, e-buddy gibi siteleri kullanabiliriz. Bu siteler arabirim olarak sadece browser kullanıyor.

Bu sitelerde rahatlıkla msn e girebileceğiniz gibi türkçe arayüze sahip meeboyu da kullanabilirsiniz.Meebo Türkçenin haricinde yaklaşık 80 dilde hizmet vermektedir.

Meeboyu kullanmak için

  • Türkçe oluşu
  • 1024-bit RSA gibi yüksek şifreleme teknolojisine sahip olması
  • Msn’in yanında aim,yahoo,google talk gibi messengerlarıda kullanabiliyor olmamız nedenleri sayılabilir.

Farklı bir hesapla MSN açma

Posted in MSN with tags , , on Temmuz 17, 2008 by bgirlgozz

Varsayalım bir mail adresimiz var ve biz bunu msn de kullanmak istiyoruz. Bu şirket personelleri için verilen mail adresleri olabilir veya kendi websiteniz uzantılı mail adresleri de olabilir. Her türlü mail adresini msn adresi olarak kullanabilirsiniz.

Bunun için

  • https://accountservices.passport.net bu linke tıklıyoruz ve açılan sayfada hemen sağda bulunan “hesap için kaydol” a tıklıyoruz
  • “Evet, e-posta adresim kullanılsın” işaretli olacak şekilde “devam” butonuna tıklıyoruz.
  • Gerekli alanları dolduruyoruz ve işlem tamam. Artık o mail adresimizle msn oturumu açabiliriz.

Yalnız şöyle ufak bir ayar daha yapmamız gerekiyor. MSN i ilk açışımızda sağ alttan bir uyarı çıkacaktır. “Mail Adresinizi Onaylamalısınız” şeklinde.

Uyarıya tıklıyoruz ve gerekli yerleri seçip ilerliyoruz. Mail adresimize bir ONAY maili gelecektir. Maili açıp içerdeki onay linkine tıklıyoruz ve mail adresimizi artık doğrulanmış bir şekilde msn hesabı olarak kullanabiliriz.

Fotoğraf Makinesi Nasıl Çalışır?

Posted in Enteresan with tags on Temmuz 17, 2008 by bgirlgozz

Basit olarak bir fotoğraf makinesini gözümüze benzetebilirsiniz. Gözümüzdeki saydam tabaka fotoğraf makinesinde objektiftir. Gözümüzün ön kısmında, saydam tabakanın arkasında iris tabakası bulunur. Bu tabaka ışığın çok veya az olmasına göre küçülür veya büyür. İşte bu fotoğraf makinesinde diyaframdır. Göz kapağımızın görevini ise fotoğraf makinesinde obtüratör yapar.

Bir fotoğraf makinesi ana olarak 3 elemandan oluşur. Bunlar; optik eleman olarak mercekler, kimyasal eleman olarak film ve mekanik eleman olarak makine gövdesidir. Bu 3 elemanı birleştirip kullanarak bir fotoğraf görüntüsü elde edebiliriz. SLR manuel fotoğraf makineleri bu işi elektrik enerjisine ihtiyaç duymadan tamamıyla mekanik olarak gerçekleştirirler

Şimdi hep beraber bu elemanları inceleyelim.

Mercekler kendilerine bükülerek şekil verilmiş cam ve veya plastik parçalardır. Bunlar objektifin içine yerleştirilmişlerdir ve dışarıdaki gerçek görüntüyü fotoğraf makinesinin filmi üzerine düşürürler.

Peki nasıl çalışır acaba mercekler? Merceklerin görevi içinden geçen ışını doğrultusundan saptırmaktır. Bunu şöyle açıklarız; havada ilerleyen ışın cam veya plastik gibi daha yoğun bir ortama girdiğinde daha yavaş hareket eder ve doğrultusundan sapar. Tekrar havaya çıktığında ise yeniden doğrultusundan sapar. Çünkü daha hızlı hareket edebileceği bir ortama çıkmıştır. Merceğin önündeki bir cismin görüntüsü ters olarak merceğin arkasında belirir. Bunu aşağıdaki şekilde daha iyi anlayabiliriz.

Basit değil mi? İşte bir fotoğraf karesi elde etmenin ana prensibi budur.

Netlik Ayarı

Şimdide mercekler yardımıyla netlik ayarı nasıl yapılır ona bakalım. Eğer film merceklerin odak uzaklığındaysa görüntümüz net olacaktır. Film odak uzaklığının önünde veya arkasında ise bulanık olacaktır. Bunu aşağıdaki şekilden daha iyi anlayabiliriz.

Bu ayarı fotoğraf makinemizin objektifinin ayar halkasının çevirerek yaparız. Ayar halkasını sağa, sola çevirdiğimiz zaman objektif içindeki mercek düzeneği ileri ve geri hareket edecektir. Böylelikle vizörden net bir görüntü elde edebiliriz ve tabi ki net bir fotoğraf karesi de!!

Işık Ayarı

Gelelim ışık ayarına! Hani sayfanın başında gözümüzdeki iris tabakasının gelen ışığın yoğunluğuna göre küçülüp büyüdüğünü belirtmiştik. Çok ışıkta küçülmekte, az ışıkta ise büyümektedir. İşte bu işi fotoğraf makinemizin objektifinde bulunan diyafram ile hallederiz. Buna irisli diyafram denir ve çok ince madeni levhalardan oluşur. Bu levhalar ortada bir daire bırakacak şekilde daire biçiminde dizilmişlerdir. Bu delik bir düzenek yardımıyla küçülüp,büyüyebilir. Böylelikle istediğimiz kadar ışık miktarı merceklerden geçerek film üzerine düşer.

Bu deliğin büyüklüğü f sayısı olarak gösterilir. Bu da odak uzaklığının merceğin aydınlıkta kalan kısmına yani deliğin çapına bölünmesiyle bulunur. f 2,8 çok miktarda ışığın filme ulaşmasına izin veren büyük bir deliği; f 22 ise neredeyse kapalı durumda ufak bir deliği ifade eder.

Çok ışıklı bir ortamda fotoğraf çekiyorsak diyaframı kısarak deliği küçültürüz. Karanlık veya loş bir ortamda fotoğraf çekiyorsak diyaframı açarak deliği büyültürüz. Böylelikle istediğimiz ışık miktarını da ayarlamış olduk.

KİMYASAL ELEMAN – FİLM:

Denklanşöre bastığımızda vizörden gördüğümüz görüntü film üzerine kaydedilir. Filmler plastik bir şeritten oluşur. Işığa duyarlı zerreciklere sahip kimyasal bir yapısı vardır.

Siyah-beyaz filmler üzerinde gerçekte koyu gözüken görüntüler açık olarak, açık olarak gözüken görüntüler koyu olarak kaydedilir. Buna filmin negatifi diyoruz.

Renkli bir filmde ise 3 ana renge duyarlı (kırmızı, yeşil ve mavi) katmanlar vardır. Bu katmanların birleşmesiyle filmin negatifi oluşur.

Film üzerine gelen görüntü kaydolduktan sonra film sarılır ve yeni bir film karesi çekilmeye hazır hale gelir.

MEKANİK ELEMAN – MAKİNE GÖVDESİ:

SLR fotoğraf makinelerinde objektif ve makine gövdesi birbirinden ayrılabilmektedir.

Makinenin içinde aşağıdaki şekilden daha iyi anlayacağınız gibi ayna, prizma, perde, vizör ve deklanşör gibi elemanlar bulunur. Burada şunu belirtelim; SLR fotoğraf makinelerinde vizörden filmin üzerine düşecek olan görüntünün aynısını görürüz. Diğer makinelerde ise vizörden görünen görüntü ile filmin üzerine düşen görüntüde az da olsa bir sapma vardır. Buna ‘’ paralaks hatası’’ denir. İşte bu da SLR makinelerin profesyoneller tarafından tercih edilme sebebinden biridir.

Deklanşöre basıldığında neler olduğunu gördünüz mü? Aynadan ve prizmadan vizöre ve gözümüze gelen görüntü film üzerine düşmektedir. Perdenin açık kalma süresini de makine gövdemizden ayarlayabiliriz. Buna enstantane denir. Perdeyi daha çok açık tutarak hareket etmeyen cisimleri görüntüleyebilir veya daha az açık tutarak hızlı hareket eden bir cismin ani görüntüsünü yakalayabiliriz.

Odak Uzaklığı (Fokus)

Odak uzaklığı,bir merceğin merkeziyle buraya sonsuzdan gelen ışınların yakınsama noktası arasındaki uzaklıktır. Odak uzaklıkları objektifin ucunda yazar. Genellikle mm olarak belirtilir.(35 mm,50 mm gibi)

kaynak: soylenasil.com

Bilgisayar Nasıl Çalışır?

Posted in Enteresan with tags on Temmuz 17, 2008 by bgirlgozz

Bilgisayarın nasıl çalıştığını bilmek neden bu kadar önemlidir? Bazılarımız bilgisayarları kafalarında fazla büyütüyor. Hatta insanları kontrol ettiğini veya daha akıllı olduğunu düşünenlerimiz bile vardır. Ne kadar karışık ve komplike gibi görünselerde bilgisayarlar hiçbir zaman bizi kontrol etmek amacıyla yapılmadı.

Peki bilgisayarlar hakkında daha fazla şey öğrenmek için ne yapmalısınız? Sadece biraz okumayı sevmek ve bilgisayarı biraz kurcalamak.

Yakından tanıdığımız ve çok sevdiğimiz bilgisayarlar o kadar uzun süredir bizimle değildi. İlk ev bilgisayarı 1977 yılında satışa çıkartıldı.

Günümüzde bilgisayarlar küçük, hızlı, güvenilir ve oldukça faydalıdır. Ancak 1977’de durum böyle değildi. Fakat temelde aynı şekilde çalışıyorlardı. Her ikisi de veri alıyor, veri saklıyor, verileri işliyor ve sonra da tıpkı beyinlerimizin yaptığı gibi verileri gönderiyorlardı.

Bilgisayarı tanıyalım…

Bilgisayarla bir iş yapmak için yazılım, donanım ve girdi kombinasyonuna ihtiyacınız vardır.

Donanım, bilgisayarın kendisi gibi aygıtlardan, monitör, klavye, yazıcı, fare ve hoparlörlerden oluşur. Bilgisayarınızın içersinde merkezi işlem birimini (CPU) oluşturan ana kart da dahil çok daha fazla sayıda bit yer alır. Aygıt yazılımdan aldığı komutların işlemini yapar ve görevleri yerine getirir yada hesaplamaları yapar.

Yazılım, belirli işlemleri yapmak için bilgisayarınıza yüklediğiniz programlara verilen isimdir. Macintosh için Apple OS veya PC’ler için Windows XP yada Linux gibi işletim sistemleri vardır. Ayrıca oynadığımız oyunlar yada mektup yazmak veya matematik sorularını çözmek için kullandığımız araçlar gibi uygulama yazılımları vardır.

Bellek
Bir bilgisayarda saklama işlevi çok farklı boyutlarda, türlerde ve şekillerde gerçekleşir. Ancak iki genel saklama türü vardır: kısa süreli ve uzun süreli. Sıradan bir bilgisayarda RAM, ROM, sanal, ön bellek ve çesitli uzun süreli saklama aygıtları gibi çeşitli bellek türleri vardır. Her bir bilgisayar bellek türünün belirli bir işlevi ve amacı vardır.

Bilgisayar bellegi baytlarla ölçülür. Tek bir bayt sekiz sira haline olan 1’ler ve 0’lardan olusur. Bilgisayar bu 0’lar ve 1’lere göre bilgilere erisir ve onlari saklar. Her bir tusa basma veya karakterle bir bayt bellek kullanilir.

ROM
ROM, yada salt okunur bellek, kalıcı, uzun süreli, geçici olmayan bellektir. Geçici olmaması bilgisayar kapandığında da kaybolmaması anlamına gelir. Ayrıca herhangi bir şekilde silinemez yada değistirilemez. ROM’un amacı başlatma yada önyükleme işlemini kontrol eden girdi/çıktı sistemini (BIOS) kaydetmektir.

RAM
ROM’un aksine RAM, yani rasgele erişimli bellek sadece bilgisayar açıkken çalışır. Bu bellek bilgisayarın her işlemini teker teker kontrol ettiği için çok önemlidir. RAM’a ilk giden şey İşletim Sistemidir. Daha sonra RAM’e oynayacağınız bir oyun, İnternet tarayıcı yada istediğiniz başka bir program gider.

İlk kişisel bilgisayarlar sadece 64K’lik RAM’a ihtiyaç duyuyordu. Bugün bu sayı oldukça fazladır. Fotoğraflar, sesler, hatta RAM’a giden filmlerle beraber artık milyonlarda bayta gerek vardır. Mesela şu anda kullandığım bilgisayarda 512 MB’lık yani 512.000 bayt RAM var.

Son birkaç yılda çok işlemlilik RAM’e olan talebi arttırdı. Çok işlemlilik bilgisayarda aynı anda birden fazla programı çalıştırabilme özelliğidir. Örneğin çoğu insan bir taraftan Word’ü kullanırken bir taraftan da İnternet Expoler’ı kullanmayı tercih edebilir. Bu, her iki programında çalışması daha fazla RAM’e ihtiyacı doğurabilir.

Saklama Aygıtları
RAM ve ROM bilgisayarların çok önemli parçaları olabilir, ancak bilgisayarınızda sabit sürücüler ve disk sürücüleri olmadan saklama aygıtları o kadar da faydalı olmaz.

Ev bilgisayarınızda bulunan en yaygın saklama aygıtları şunlardır:

Disket
Manyetik film ile örtülü yuvarlak plastik bir yüzeyi vardır. Ortalama 720 k ile 1440 k arası bilgi saklarlar.

Sabit Disk
Disk adı verilen yuvarlak metal plaka metal havalı sıkı kabuklarla kaplanmış haldedir. Bunların büyüklüğü genellikle 40 ile 200 gigabayt (1000 MB=1GB) arasında değişir. Sabit sürücünün işlevi verileri tüm dosyalara ve bilgisayarın kullanılacağı yazılıma saklamaktır. RAM tarafından kullanılan herhangi bir dosya yada yazılım programı büyük bir olasılıkla sabit diskten gelecektir.

CD-ROM
CD’nin işlevi bir çok sayıda veri saklayabildiği için sabit sürücüye çok benzer. Bunları birbirinden ayıran özellik ise taşınabilir olması ve optik saklama teknolojisidir. Ayrıca sabit disketlerle karşılaştıldığında saklama kapasiteleri çok daha sınırlıdır. Sadece yaklaşık 650 MB’a kadar bilgileri saklayabilirler. Diğer bir önemli fark ise CD’lere verileri yazacak özel bir sürücülerinin olmasıdır. Aksi halde sadece okunabilirler.

DVD-ROM (Dijital Video Diski, salt- okunur- bellek)
DVD’ler yazılabilmeleri ve lazerle okunabilmeleri yönünden birbirlerine çok benzerler. Sabit sürücüler manyetik dalgaları saklama verilerini kullanırlar. Ancak CD’ler ve DVD’ler diskte verileri yazdırmak ve okumak için ışık (lazer) kullanırlar. Bu uzun ve kısa pitler daha sonra saklanır veya diskin yüzeyine yazdırılır. Bunlar sadece lazer teknolojisi ile okunabilir. Yeni DVD teknolojisi normal bir CD’nin saklayabileceği bellek miktarinı arıtrmıştır. DVD’lerin boyutları ise 4.34GB (1000 MB=1GB) ile 7.95 GB arasında değişir.

İşlem Yapma
Eğer birisi bilgisayarın beynini bulmak zorunda kalsaydı, bunların kesinlikle mikro işlemciler olduğu söylenebilirdi. Mikro işlemci genellikle CPU (Merkezi İşlem Birimi) olarak adlandırılır. Mikroişlemci bir posta pulu büyüklüğünde çiptir. İşlemci bilgisayarın en önemli parçasıdır. Mikroişlemci verilerin nasıl saklanacağını kontrol eder ve veri akışını yönetir.

Genellikle bir bilgisayar mikroişlemcisinin gücüne göre tanımlanır. Daha yüksek işlemci hızına sahip çipler ve daha yeni tasarım en iyi performansı ve en yeni teknolojilere erişimi sağlar. Çoğu kişisel bilgisayarda mikroişlemci Intel ve AMD tarafından yapılmıştır.

Girdi
Bilgisayarın en iyi özelliklerinden birisi de bilgisayara komutlar verebilme ve onu bilgi ile besleme yeteneğidir. Herhangi bir girdi aygıtı olmadan bu imkansızdır. Girdi aygıtları bir dizüstü bilgisayardaki klavye gibi bilgisayara monte edilmiş halde olabilir yada bir kablo ile bilgisayara baglanmış olabilir.

En yaygın girdi aygıtı klavyedir. Buna benzer bir çok aygıt vardır, örneğin: fare, iztopu, dokunmaya duyarlı tablet, dokunmaya duyarlı ekran, kalemler, oyun çubukları, tarayıcılar, çubuk kod okuyucular, video ve dijital kameralar, mikrofonlar.

Output – Çıktı
Girdi önemlidir, fakat bunun kadar önemli olan bir diğer şey de bilgisayarın ne yaptığını okuyabilme yeteneğidir. Bilgisayar çıktı aygıtları kullanıcıya hizmet edecek şekilde kullanılır. En yaygın girdi aygıtı monitördür. Ancak çoğu monitörle beraber mükemmel çıktı aygıtları olan hoparlörler ve yazıcı da verilir.

Bir Arada Bunlar Nasıl Çalışır?

Bilgisayarınızı açtığınızda bir girdi yapmış olursunuz. Daha sonra sistem CPU’ya belirli programları başlatmasını ve donanım aygıtlarını yeni girdilerinizi alacak şekilde açmasını bildirir.

Sonraki aşamada ise kullanmak istediğiniz programı seçersiniz. Programı başlatmak için program ikonuna tıklar yada bir komut girersiniz. İnternet tarayıcı programınızı örnek alarak başlayalım. Program başladıktan sonra, artık talimatlarınız için hazır hale gelmiştir. Ya bir adres girersiniz (URL-http://www.soylenasil.com gibi) yada önceden kaydettiğiniz herhangi bir adresi seçebilirsiniz.

Her iki durumda da bilgisayarınız artık artık ne yapmak istediğinizi biliyordur. İnternet tarayıcısı yazılımı daha sonra bu adresi arar ve gerektiğinde modem gibi diğer donanım aygıtlarını başlatır. Eğer doğru adresi bulabilirse, tarayıcı daha sonra bilgisayara web sayfasından telefon kablosu yada kablo aracılığıyla bilgisayarınıza bilgileri göndermesini söyler. Sonunda da aradığınız web sayfasını görürsünüz.

Eğer sayfa yazdırmaya karar verirseniz yazıcı ikonuna tıklayın. Böylece yine bilgisayara ne yapacağını söyleyen bir girdi vermiş olursunuz. Tarayıcı yazılımı bilgisayarınıza bağlı bir yazıcı olup olmadığını ve bunun açık olup olmadığını belirler. Yazıcınız kapalıysa bunu açmanınızı hatırlatır, sonra da kablo aracılığıyla bilgisayarınızdan yazıcınıza web sayfası hakkındaki bilgileri kablo aracılığıyla yazıcıya gönderir, böylece çıktı alırsınız.

kaynak: SoyleNasil.Com

CD Nasıl Çalışır?

Posted in Enteresan with tags , on Temmuz 17, 2008 by bgirlgozz

Kompakt disk deyince aklınıza ne geliyor? Gerçi çoğumuz CD diyoruz. Kimine göre kaliteli sesli müzik dinlemenin bir yolu, kimilerine göre bilgisayarlarımızın vazgeçilmez birer parçası. Her ne olursa olsun bilgisayar ve müzik dünyasının vazgeçilmezleri arasındalar artık.

Magnetik teyplerden, optik CD’lere kadar teknoloji çok yol katetti kısa zaman içinde. Sizde merak ediyorsanız CD’lerin nasıl çalıştığını benle birlikte devam edin.

İLK OLARAK İKİLİ SAYI SİSTEMİ

CD’lerin nasıl çalıştığını anlatmadan önce bilmenizi istediğim asıl önemli olan konu ikili sayı sistemi. Şimdi bu nerden çıktı demeyin, bence işin temelini kavramakta fayda var.

Bizler günümüzde 10′lu sayı sistemini kullanıyoruz. Yani 0 ile 9 arasındaki on adet rakam işimizi görüyor. Bilgisayarların kullandığı ise biraz daha farklı. Onlar sadece 0 ve 1 rakamlarından oluşan ikili sayı sistemini kullanıyorlar. Başka bir deyişle anlatırsak, bilgisayarlar için “evet-hayır” veya “açık-kapalı” ifadeleri geçerlidir.

Peki nasıl oluyorda sadece 0 ve 1 rakamlarını kullanarak klavyeden yazdığınız diğer rakamları ve harfleri anlayabiliyor bilgisayarlar. İşte burada ikili sayı sistemi devreye giriyor. Her sayı ve harf ikili sisteme bilgisayarın anlayacağı dilde çevriliyor.

Şimdi size ikili sistemdeki bir sayının onlu sisteme nasıl çevrildiğini bir örnekle anlatacağım. Diyelim ki ikili sistemde yazılmış 1001100101 sayısı var. Bunu onlu sisteme çevirelim. Bunun için aşağıdaki hesaplamalar yapılır.

– Sağdaki ilk hane 0 olmak üzere ve sola doğru haneler 0,1,2,3…. olarak belirlenir.

– Her hanede bulunan rakamla (0 veya 1) 2hane sayısı çarpılır.

– Çıkan tüm sonuçların toplamı onlu sayı sistemine göre sonucu verir.

Birde onlu sayı sistemindeki bir sayıyı ikili sisteme nasıl çeviririz ona bakalım. Diyelim ki 1316 sayısını ikili sisteme çevirmek istiyorum. Aşağıdaki hesaplamaları yapmanız yeterli olacaktır.

Aşağıdaki tabloda 0′dan 9′a kadar olan sayıları ikili sisteme göre görebilirsiniz. Aynı şekilde 255 kadar olan her “8 bit” klavyeden girilen bir harf ya da sembolü ifade eder. Burada söylemek istediğim bazı şeyler var. İkili sistemdeki her 0 ve 1 rakamı “bit” olarak ifade edilir. 8 haneden oluşan 8 bit ise 1 byte olarak ifade edilir. 8 bit 28 = 256 adet değer demektir. Bunun gibi 1 bit 2 adet değere eşdeğerdir ( Yani 21 = 2 ). 2 bit 4 adet değere denk gelir (Yani 22 = 4). Onlu sistemdeki 0 ve 9 arasındaki sayılar ve harflerde 8 bit ‘den oluşurlar ve 1 byte ‘lık yer kaplarlar.

00000000 = 0 11111111 = 20+21+22+23+24+25+26+27
00000001 = 1 = 1+2+4+8+16+32+64+128
00000010 = 2 = 255
00000011 = 3
00000100 = 4
00000101 = 5
00000110 = 6
00000111 = 7
00001000 = 8
00001001 = 9

1024 byte 1 kilobyte; 1024 kilobyte 1 megabyte ve 1024 megabyte ise 1 gigabyte olarak ifade edilir. Örneğin bir floppy diskin kapasitesi 1,44 megabytedır. Bu 1,44×1024×1024 = 1.509.949 karaktere denk düşer. Bunu şöyle daha kolay ifade ederiz: Her bir sayfası 2000 harften oluşan 750 sayfa uzunluğunda bir döküman bir floppy diske sığmaktadır.

Umarım anlatabilmişimdir 0 ve 1 ‘in bilgisayarlar için ne anlama geldiğini…

YAKINDAN BİR BAKIŞ

Gelelim şimdi asıl konumuz olan CD’lere. Çoğunuz mutlaka görmüştür bir CD’nin nasıl olduğunu ama biz yinede biraz tarif edelim: 12 cm çapında, ortasında 15 mm çapında bir delik olan ve 1,2 mm kalınlığında yuvarlak bir plastik parçasına benzetebiliriz. Üzerinde aynen plağa benzer şekilde içten dışa doğru spiraller halinde veriler (datalar) bulunur. Dataların içten başlaması, daha küçük çapta CD ‘lerin yapılmasına olanak tanır. Tabi ki bunların kapasitesi daha düşük olacaktır.

Kesitine baktığımızda (bu tabi ki ancak mikroskopla olabilir) 4 katmandan oluştuğunu görürüz. En üsten başlarsak; etiket, koruyucu tabaka, yansıtıcı tabaka ve saydam tabaka.

CD’lerin üstünde çukurlar ve düzlükler denilen kısımlar bulunur. Çukurların sayısı 2 milyar kadardır. Bu çukurlar CD’lerin yapım aşamasında ana bir kalıptan çoğaltılacak CD’ler üzerine kopyalanırlar. Çukurların kopyalandığı kısım polikarbonat tabakadır. Bu tabaka daha sonra sırasıyla yansıtıcı alüminyum tabaka, koruyucu tabaka ve etiket katmanıyla kaplanır.

Bu arada şunu söylemek istiyorum. Çukur ve düzlük kısımlar bakış yönünüze göre farklılık gösterebilir. O yüzden umarım kafanız karışmaz.

Neyse, çukurlardan bahsetmeye devam edelim. Çukurların derinliği 0,15 mikron’dur. Genişlikleri ise 0,6 mikron. Şimdi sorarsanız eğer mikron nedir diye onu açıklayayım : 1 mikron 1 milimetrenin 1000′e bölünmüş halidir. Yani 1000 mikron 1 milimetreye eşittir. Ne kadar ufak değerler değil mi? Çukurların uzunluklarına gelince, onlar biraz değişkenlik gösterirler. 0,80 mikrondan 3 mikrona kadar olabilirler. Fazla kafamız karışmadan aşağıdaki resme baksak iyi olur.

Şimdi gelelim sözü fazla uzatmadan bilgilerin CD’den nasıl okunduğuna.

NASIL MI ÇALIŞIYOR?

Yazımın başında sizlere ikili sayı sistemini anlatmıştım. Şimdi neden anlatma ihtiyacı duyduğumu daha iyi anlayacaksınız.

CD’yi bilgisayara taktığınızda CD belli bir hızla dönmeye başlar. Bu esnada hareket edebilen bir kafa üstünde bulunan lazer ışını CD yüzeyini taramaya başlar. CD üzerine gönderilen her lazer ışını, yansıtıcı alüminyum tabakadan tekrar geri yansır. Yansıyan lazer ışınları bir fotosel tarafından algılanır. Algılanan her lazer ışını 0 değeri olarak bilgisayar tarafından kabul edilir.

Pekala, 1 değerini nasıl anlayacak bu bilgisayar? İşte bu nokta çok ilginç: CD üstündeki çukurlardan ve düzlüklerden bahsetmiştik. İşte lazer ışını bir çukurdan düzlüğe geçerken veya tam tersi olarak bir düzlükten bir çukura geçerken geri yansımaz. Yansımayan lazer ışını ise bilgisayar tarafından 1 değeri olarak algılanır. Böylelikle 0 ve 1 değerlerinden oluşan bir veri topluluğu bilgisayara iletilir. Aşağıdaki animasyon biraz daha kolay anlamamızı sağlayacaktır.

http://www.soylenasil.com/computer/cd4.htm
Aşağıdaki şekilde aynı zaman da CD’lerin çalışma prensibi konusunda fikir vermektedir.

Dikkat ettiyseniz yanyana hiç 1 değeri denk gelmemektedir. Zaten CD teknolojisine bu aykırıdır. Ama ikili sayı sisteminde iki adet 1 ‘in yanyana geldiği çok olmaktadır. Bu problem nasıl aşılmış acaba onu biraz inceleyelim, ne dersiniz?

EFM NEDİR?

Bilgisayarların temel yapısının 0 ve 1 kodlarından oluştuğunu öğrenmiştik. 8 adet kod 1 byte eşdeğerdi ve byte’larda sayı, harf ve sembolleri ifade ediyordu.

Byte’ları kolay bir şekilde harddiske veya CD’ye kaydedebiliyoruz. Fakat CD’ye kaydediş biçimi hard disklerden biraz farklıdır. 1 byte 0 ve 1 ‘lerden oluşur. Tabi ki birbirini takip eden 1 sayılarıda olacaktır. (00110111 gibi)

Fakat CD’de bulunan datalarda hiçbir zaman 1 sayısı yanyana gelemez. Bu problemi çözmek için farklı bir sistem kullanılır. İngilizce’de “Eight to Fourteen Modulation” ifadesinin kısaltması olan EFM sistemi kullanılır. Bunu Türkçe’ye kabaca “8′den 14′e modülasyon” olarak tercüme edebiliriz.

Yani bu sistem sayesinde 8 bit’lik kodlar 14 bit’lik kodlara dönüştürülerek CD’lere kayıt yapılır. 14 bit’lik kodların özelliği ise arka arkaya 1 sayısının kesinlikle tekrar edilmemesidir. Ama doğal olarak 1 ile biten 14 bit’lik kodu, 1 ile başlayan başka bir 14 bit’lik kod takip edebilir. Böyle durumların olmaması için her iki kod arasına “margin bits” denilen “ara (veya sınır) bitler” konur. Bu 3 adet 0 değeridir (000). Böylelikle 2 adet 1 sayısı birbirini takip edemez.

Sonuç olarak 8 bit’lik kodlar 14 bit’lik kodlara dönüştürülerek CD’lere kaydedilir. CD’lerden okunan 14 bit’lik kodlar da 8 bit’lik kodlara dönüştürüldükten sonra işleme konulur.

BİLMENİZ GEREKENLER

İlk CD’ler Sony ve Phillips tarafından üretilmiştir.

CD üstündeki spiral biçimde bulunan track dediğimiz izlerin uzunluğu yaklaşık 4,5 km’dir.

Veriler Cd üzerine fiziksel olarak yazıldığı için; floppy diskler gibi manyetik ortamlardan etkilenmezler.

Her ne kadar güvenli gözükselerde bir CD’yi bükmeyin veya üstünü çizmeyin. Böyle durumlarda CD bozulabilir.

Eğer CD’niz çizilmişse herhangi bir bezle silmeyin. Özel temizleyiciler kullanın. Eğer illaki sileceksiniz dairesel hareketler yaparak silmeyi deneyin.

Her ne kadar üzerine keçeli kalemle yazı yazsak da bunların risk teşkil ettiğini unutmayın. Mürekkep ince koruyucu tabakayı geçip yansıtıcı alüminyum tabakaya etki edebilir. CD’nin üstünde bir etiket varsa, ona yazı yazmanızda bir sakınca yoktur.

kaynak: SoyleNasil.Com

Bronzlaşmak yaşlılığa hızlandırıyor…

Posted in Enteresan with tags on Temmuz 16, 2008 by bgirlgozz

‘Bronzlaşmak yaşlılığa hızlandırıyor’

Bronz bir tene sahip olmak için yazın güneş altında, kış aylarında ise solaryumlarda zaman geçiren kişilerin, erken yaşlanma riskiyle karşı karşıya bulundukları bildirildi.

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muammer Seyhan, deri yaşlanmasının kaçınılmaz bir olay, ancak kozmetik kaygılar nedeniyle de sosyal bir öneme sahip olduğunu söyledi.
Günümüzde artık kadın ve erkeklerin bu konuda çok hassas olmaya başladıklarını ifade eden Seyhan, yaşlanmanın mümkün olduğu kadar geciktirilmesi ve durdurulması konusunda çeşitli çalışmalar olduğunu belirtti. Seyhan, deri yaşlanmasının iki türü bulunduğunu, bunlardan genetik yaşlanmanın durdurulmasının pek mümkün olmadığını kaydetti. Genetik yaşlanmanın dışında bir de erken yaşlanma denilen bir sürecin bulunduğunu ve bunun en önemli nedeninin dış etkenler olduğunuvurgulayan Seyhan, dış etkenlerin cilde olan etkisinin biraz olsun engellenebilmesi halinde, yaşlanmanın bu türünün de yavaşlatılabileceğini bildirdi.
Çevresel faktörler arasında da en önemlisinin güneş ışığı olduğuna işaret eden Seyhan, cildin erken yaşlanmasına yol açan güneş ışınlarından mümkün olduğunca kaçınılması gerektiğini bildirdi.

“BRONZLAŞMANIN HİÇBİR ŞEKLİ GÜVENLİ DEĞİL”
Prof. Dr. Seyhan, güneşten korunmaya genç yaşlardan itibaren başlanmasının önemine dikkati çekerken, üzerinde durulması gereken en önemli konunun bronzlaşma olduğunu belirtti. Seyhan, şunları kaydetti:
“Bronzlaşma, günümüzde bir moda haline geldi. İnsanlar beyaz görünmekten ziyade, esmer tenli görünmeyi tercih ediyorlar. Bunun artık bir moda olmaktan çıkarılması gerekiyor. Yapay güneş ışınları olan solaryumlar da doğal güneş ışınları kadar zararlı. Solaryumda, kısa dönemlerde bronzlaşılıyor. Bunun için, solaryumlar biraz daha güvenli olarak lanse ediliyor. Ama, kesinlikle güvenli değil. Aslında bronzlaşmanın hiçbir şekli güvenli değil. Eskiden olduğu gibi artık yavaş yavaş beyaz ve duru bir cilt moda olmalı.”

“BRONZLAŞMAK, DERİNİN YARDIM ÇAĞRISIDIR”
Koruyucu kullanarak bronzlaşmanın da zararlı olduğunu anlatan Seyhan, “Güneş altında vücudun oluşturduğu renk, aslında derinin imdat çığlığı, bir yardım isteğidir aslında. Deri, kendini korumak için bronzlaşıyor, kendini korumak için pigment üretiyor. Biz bunu yanlış değerlendiriyoruz. Aslında o, bizden yardım istiyor, (ben artık zarar görüyorum, bana yardım edin) diyor. Bronzlaşmak derinin yardım çağrısıdır, ama biz onu (bronzlaştım, bronzlaştığım için de daha güvendeyim) gibi algılıyoruz. Hiç de öyle değil” diye konuştu.
Dış etkenler nedeniyle ortaya çıkan yaşlanma belirtilerinin açık tenli insanlarda, koyu tenlilere oranla daha hızlı yaşandığını ifade eden Seyhan, insanların güneş altında bulundukları zamanlarda bir takım önlemler almalarının önemli olduğunu bildirdi.
Güneşten korunmak için Meksikalıların kullandıkları gibi geniş kenarlı şapkalar veya eskiden kullanılan şemsiyelerin yararına işaret eden Seyhan, bu tür malzemelerin özellikle yüz ve boyun bölgesinin yaşlanmasını engellemek açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Güneş kremlerinin de güneş ışınlarından korunmada etkili olduğunu, ancak insanların bunlara kozmetik ürünlermiş gibi baktıklarını dile getiren Seyhan, “En azından yüzünün yaşlanmasını istemeyen kişiler, bu kremleri düzenli olarak yaz-kış ayrımı yapmadan kullanmalı. Yani bütün bunlara dikkat edersek, derinin yaşlanmasını yavaşlatabiliriz. Erken yaşlanmak istemeyenler güneşten uzak durmak, bronzlaşmaktan kaçınmak zorundalar” dedi.
Kaynak: ntvmsnbc.com

Barkod

Posted in Enteresan with tags on Temmuz 16, 2008 by bgirlgozz

Hepimiz günde en az bir kere ihtiyacımız olan herhangi bir ürünü almak için bakkala veya markete gideriz. Aldığımız her ürünün üzerinde değişik kalınlıktaki çizgilerden oluşan bir etiket vardır. İhtiyacımız olan ürünleri aldıktan sonra parasını ödemek için kasaya geliriz. Kasada duran kasiyer satın aldığımız ürünlerin üzerindeki etiketleri tek tek bir el tarayıcısından geçirerek size ödemeniz gereken toplam tutarı söylüyor.

Hiç merak ettiniz mi bu etiketler ne işe yarıyor, etiketin üzerindeki rakamlar ve çizgiler ne anlama geliyor? İşte her ürünün arkasında bulunan bu etiketlere BARKOD diyoruz.

Nedir Bu Barkod?

Kısaca; genelde dikdörtgen biçiminde olan, birbirine paralel çizilmiş inceli kalınlı çizgilerden ve bu çizgilerin arasındaki boşluklardan meydana gelen , siyah çubukların oluşturduğu bir sembole barkod diyoruz. Barkod’lar sayesinde bilgisayara otomatik veri girişi hızlı bir şekilde sağlanmaktadır. Günümüzde pek çok alanda kullanılmaya başlanmıştır. (Gazete, dergi, kitap ,ilaç, gıda vs.)

Çizgiler Ne Anlam İfade Ediyor?

Konuya geçmeden önce sizlere bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bu konuyu daha iyi anlamanız için üzerinde barkod olan bir ürünü yanınızda bulundurabilirsiniz?

Öncelikle bilmeniz gereken şey; bu çizgiler sadece ürünün referans numarasını içerir. Herkesin sandığı gibi ürünün fiyatı ve ürün hakkındaki bilgileri içermez. Bu bilgiler bilgisayarda kayıtlıdır.

Barkod tarandığı zaman sinyal sistemdeki bilgisayara ulaşır. Bilgisayarda girilen barkod numarasına göre ürünün fiyatını kasaya yansıtır. Eğer barkod’larda fiyat belli olsaydı, ürün fiyatı ne zaman değişse, ürünün barkodu da her fiyat değişiminde değişecekti. Bu da maliyet ve zaman açısından çok büyük kayıplara neden olacaktı.

Peki öyleyse fiyat değiştiği zaman bu değişiklik nasıl yapılıyor? Cevabı çok basit; fiyat bilgileri bilgisayarda kayıtlı olduğu için; bilgisayardaki fiyat bilgisini değiştirmek yeterli olacaktır.

Barkod da iki bölüm vardır. Birincisi bizim gördüğümüz rakamlar; ikincisi ise makinenin taradığı çizgiler. Bunları ileriki bölümlerde daha detaylı anlatacağım.

Barkod Çesitleri Nelerdir?

Çok değişik barkod çesitleri var. UPC, EAN, EAN-13, EAN-8, Code 39, Code 93, Code 128. En çok kullanılanlar UPC ve EAN ‘dir. UPC numaralama sistemi Kanada ve Amerika’da, EAN-13 numaralama sistemi ise Avrupa ve Türkiye’de kullanılmaktadir. Ben sizlere ülkemizde de kullanılan EAN-13 sistemini açıklayacağim.

EAN-13 Barkod Sistemi

EAN-13 sistemi UPC sisteminden türetilmiş bir barkod sistemidir. UPC sistemi sadece Amerika ve Kanada’da kullanıldığı için uluslararası pazarlarda kullanılmaya müsait değildir.

EAN İngilizce “International Article Numbering Association” kelimelerinin kısaltılmış halidir. EAN ‘nin yayınladığı bildirgeye göre 2005 yılından sonra Amerika ve Kanada’da EAN uluslar arası barkod sistemine geçis yapacaktır. EAN sistemi bakkaliye ürünleri başta olmak üzere perakende satılan ürünlerin numaralandırılmasinda kullanılmaktadır. Ayrica Kitap (ISBN ) ve periyodiklerin (ISSN ) numaralandırılmasinda da kullanılmaya başlanmıştır.

Bu kadar bilgi verdikten sonra gelelim barkodların sırrını çözmeye.

EAN-13 sistemi 13 haneden oluşur.

Birinci kısım: veya simge kodunu gösterir. Her ülkenin kendine ait bir kodu vardır. Türkiye’nin kodu 869 dur. İkinci kısım: Firma kodunu gösterir. Ülke kodundan sonra gelen 4 hanedir. Bu kod TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birligi ) bünyesinde bulunan Mal Numaralandirma Merkezi’nden alınır.

Üçüncü kısım: Firma kodundan sonra gelen 5 hanedir. Ürünü tanımlayan mamul kodudur.

Dördüncü kısım: En son rakamdır. Kontrol kodudur. Bu kod diğer rakamların hatalı okunmasını engellemek için belli bir formülle hesaplanan kontrol sayısıdır.

Kontrol Kodunun Hesaplanması

Barkod tarayıcı makinası barkodu okuduğunda bazı matematiksel hesaplar yaparak okuduğu kodun doğru olup olmadığını kontrol eder. Bunun içinde kontrol kodunu kullanır. İsterseniz daha iyi öğrenmeniz için bunu bir örnekle açıklayalım.

Diyelim ki 9799753293685 koduna sahip bir ürün tarayıcıdan geçirildi. Yapılan hesaplamalar ve kontrol aynen asağıdaki gibidir.

1- Sağdan başlayarak ilk hane tek olmak üzere tüm haneler tek çift diye ayrılırlar.

2- Tek hanedeki sayılar toplanır ve 3 ile çarpılır. 7+9+5+2+3+8= 34 x 3 = 102

3- Çift hanedeki sayılar toplanır. 9+9+7+3+9+6 = 43

4- Her iki rakam toplanır ve 10 sayısının katına ulaşmak için gerekli sayı eklenir. 102 + 43 = 145 + 5 =150

Barkod tarayıcı makinası barkodu okuduktan sonra yukarıda anlattığım işlemleri yapar. Eğer bulduğu kontrol kodu, okuduğu kontrol koduyla aynıysa, barkod doğru okunmuş demektir. Yanlışsa tekrar okunması için uyarı verilecektir.

Deşifre Edelim!

Şimdi gelelim çizgi ve boslukların nasıl deşifre edileceğine. Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki; siyah çizgiler 1 sayısını, boşluklar ise 0 sayısını temsil ederler. En ince siyah çizgi bir birim (1) iken, en kalın siyah çizgi dört birime (1111) denk gelir. Aynı şekilde en ince boşluk bir birim iken (0), en kalın boşluk dört birim (0000) demektir.

Bir barkodun başında ve sonunda 101 değerine eşit olan baslangıç ve bitiş kodları vardır. Ortada ise 01010 değerini veren daha uzunca barkod bulunur.

Bir barkodu çözümlemek için asağıdaki tablolardan ve bilgilerden faydalanmamız gerekecek. Ama bunu bence bir örnekle açıklayalım ki daha anlaşılır olsun.

Mesela 9799753293685 barkodunu çözmeye çaışalım. Bu barkodu çizgi ve boşlukların kalınlıklarına göre, en ince çizgi veya boşluk 1 birim, en kalın çizgi veya boşluk 4 birim olduğunu düşünerek çözelim. Unutmayın ki çizgiler 1, boşluklar 0 olacaktır.

Şimdi barkodun ilk hanesine bakalım. Burada bu sayı 9 dur. Asağıdaki tabloya göre ikinci haneyi ve firma kodunu tek ve çift olarak ayırırız.

Burada 9 denk gelen satıra baktığımızda ikinci hanenin “tek” olduğunu görürüz. Firma kodundaki haneler ise sırasıyla “çift-çift-tek-çift-tek” şeklindedir.


Daha sonra asağıdaki tabloyu kullanarak her koda denk gelen sayıyı bulabiliriz.

Bu tabloya göre barkodun çözülmüş hali aşağıdaki gibidir.


İşte barkodu çözdük sonunda. Umarım anlatabilmişimdir. Artık anlamlı gözlerle bakabilirsiniz tüm ürünlerin üstündeki bu garip çizgilere!

Kaynak: SoyleNasil.Com